Milliyetçiliğin ve Dinin Ardından Maddenin Siyasallaşması

FATİH KUMAŞ
FATİH KUMAŞ 16 Aralık 2015 - Bu Makeleyi 1335 kişi okudu.

Fransız devrimiyle ayrıştırılan halk milliyetçilik adı altında birleştirilmeye çalışıldı. Aslında dinsel ayrışım için planlar yapılmıştı: ırk ırk ayrılan insanlar kendi devletlerini kurmaya özendirildi. İmparatorluklar parçalandı. Bunun farkında olan Abdülhamid halife sıfatıyla İslam birliğini kurmaya çalıştı. Halkı Müslüman olan ülkelerde bir çok faaliyetlerde bulundu. Ancak bu yapılanma uzun sürmedi. Dünyadaki birçok ülkeyi sömürge konumuna getirmek isteyen İngilizler, türlü türlü fitnelerle gidişatı durdurmuştur. Bu döngü yıllar boyunca sürmüştür.

İşte bu olayları örnek alan siyasiler gerek kendi fikirleriyle, gerekse birilerinin boyunduruğu altında dinci, milliyetçi, cumhuriyetçi kavramları üzerinden siyaset üretmeye çalıştılar. Günümüze kadar ya kendileri için makam mevki elde etmek ya da kaymağı yiyebilmek için kafa yordular… İşte tam bu noktada madde siyasallaşmaya başlamıştır. Komünizm, liberalizm, kapitalizm sosyalizm gibi yönetim şekilleriyle halk kandırılmaya çalışıldı. Her izm’ in sonunda ayaklanmalar oldu, ezilenler için yeni bir izm ortaya çıktı. Ama şekil hiç değişmedi . Hep bir piramit yeni bir akım ardından parçalanma, ardından küçük piramitler. En son demokrasi ile geldiler daha esnek bir yapı kıvrılabilir, eğrilip büğrülebilir, şekillendirilebilir.

Artık bilgiye hızlı ulaşabilen insanoğlu bakmış –görmüş, okumuş – anlamış, gelişmiş, örnek almış ve nefsine hizmet etmeye karar vermiştir. İyi ev, iyi araba, güzel kadın, zengin erkek, aşırı tüketim = lüks yaşam = para için ne gerekliyse onun peşine düşmüştür.

Kitabın arkasına sığınan dinci milliyetçiliğin arkasına sığınan Türk, Atatürk’ün arkasına sığınan cumhuriyetçi deşifre olmuştur. Yukarda sayılan kavramlar amaç olmaktan çıkmış araç olmuşlardır. Değer olarak düşünüldüğün de para 1. sırada olmak koşuluyla her toplumun dini, kültürel ve sosyal değerler sıralaması vardır. Bizi anlatsın diye Trabzon u örnek vereceğim milliyetçilik, din ve futbol üçlemesi vardır kişiye göre sıralama yer değiştirebilir.

Para mı?!! Onun yeri pek değişmez..

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
DENGE
24 Şubat 2016 - 09:22
Genel olarak hayat bir mücadeledir ve herkesin ulaşmak istediği amaçları vardır. Okuma, iyi bir iş bulma, çalışma, evlenme, kariyer yapma, makam mevki elde etme, zengin olma… Bunların yanında iyi çocuk yetiştirme - onlara zaman ayırma, dinin gereklerini yapma, anaya babaya bakma, spor yapma, en az bir müzik aletini çalma, kitap okuma. İşte bütün bunları yaparken hangisini ne kadar yapabileceğini bilmektir denge. Bir terazi gibi değildir elbette. İki tarafa eşit ağırlık koymak veya 10 elmayı 10 kişiye dağıtmak. Bebeğe de dedeye de aynı elmayı vermek, kadına da erkeğe de aynı işi vermek. Bazen şekil ve hacim aynı olsa da ağırlık aynı olmaz, ağırlık aynı olsa şekil aynı olmaz. O yüzden mekanik, kimyasal ve sosyal gibi alt başlıkları oluşur dengenin. Nereden mi başlanmalı? Yaşamaya daha fazla vakit ayırmanın yollarından biri ile başlamalı mesela. Uyku! Çok uyursak aptal, az uyursak melek mi oluruz? Şimdi geri gelelim: az uyuduk, ailemize vakit ayırdık, spor yaptık, müzik dinledik, kitap okuduk, çok çalıştık. Hep iyi şeyleri yaptık. Eee… odlu mu acaba yoksa eksik kaldı mı? İbadet, sosyal hayat. Çok yönlü olabildik mi? Her şeyden biraz, bir şeyden çok bilebildik mi? Düşünen insan için sorgulama devam ediyor: bir alana yoğunlaşıp uzman mı, profesör mü olalım? Bu beni kurtarır mı? Mesela çok meşhur bir müzisyen olsam, cipimle dağda gezerken aracım bozulsa, yardım almadan kasabanın yolunu bulabilir miyim, 40 km yürüyebilir miyim, ateş yakabilir miyim , zor doğa koşullarına dayanabilir miyim, spor yapsaydım işe yarar mıydı, dua etsem Allah bana yardım eder mi? Az sonra öleceğim, aklımda bir sürü keşkeler var. Kur’an-ı Kerimi ezbere bilsem, çok ibadet etsem, çoluğu çocuğu atsam bir kenara, dünya hayatını çıkarsam aklımdan, malı mülkü boş versem cennete gidebilir miyim? İnanmayan insandan bahsetmiyorum bile, amaçsız yaşayanın, değerlerle ilgili bir çalışma yapması beklenemez. Çok yönlü olsaydım, her şeyden anlasaydım dağda mahsur kalmazdım. Ama hayatta bir izim de olmazdı. Hiç bir alanda uzman olamazdım, bir şey icat edemezdim, adım yaşamazdı, insanlığa çok bir faydam olmazdı. Sonuçta bir şeyde başarılı olabilmek için çok emek vermek lazım. Gecelerce uyumamak, araştırma yapmak, deneme yapmak. Belki de ömrünün sonuna doğru işte buldum! Diyebilmek, belki bu dünyadan fiziki olarak ayrılıp eseriyle yaşayanlardan olmak. İlahi bir güç dünyayı ve dahi kainatı dengede tutuyor. Altın oran var. Bilim insanları araştırıyor, nedir bu altın oran? Nasıl kurulur. Pi sayısını buluyorlar, haydi bunu hayatımıza uygulayalım, biz de binalarımızı, köprülerimizi, şehirlerimizi altın orana göre tasarlayalım. Elmayı da pi sayısına göre mi bölelim? Dersek, çıkar bir parlak zekalı “ne diyor bu dengesiz” der . İşte görüldüğü gibi yazının da bir dengesi olmalı! En fazla şeyi yapanlardan yada bir şeyi en iyi yapanlardan olmak tercih meselesi ….. Ama … Denge gerekli, dünyanın dengesi ile dengeli bir denge!