Mustafa Cansız Hoca (1895-1975)

Mehmet Günaydın
Mehmet Günaydın 04 Kasım 2014 - Bu Makeleyi 2125 kişi okudu.

Yöremizin yetiştirdiği en müstesna kişilerden biridir. Öğrencisi Yaşar Nuri Öztürk Hoca O’nu, "Türk-İslam düşüncesinin şöhret olmamış öncüllerinden" biri olarak kabul etmektedir. "Sadece ilim ve irfan birikimiyle değil, büyük zekâsı, hayranlık veren esprileri", felsefi yönü ve aynı zamanda şair olması nedeniyle belki de günümüzde bile İslam dünyasında ender gösterilebilecek kişilerden Cansız Hoca ilçemizin Kondu Mahallesi, Cansızoğulları sülalesinden Ahmet Efendi’nin oğluolup, 1311/1895 yılında dünyaya geldi. İki yaşında iken babasını kaybetti. Annesi Havva Hanım, Çaykara’nın Akdoğan Köyü’ndeki Müftüoğulları sülalesinden idi. Çocukluk ve gençlik yıllarında çok aksi, yaramazlıkları, şakacı ve nüktedanlığı, türkücü ve çok iyi horon oynamasıyla bilinirdi.

Yörenin önemli medreselerinden biri olan kendi köyündeki medresede müderris olarak görev yapmakta olan Çaykaralı (Kadohor) "Gargar" lakabıyla anılan Muhammet Müslim Efendi’den küçük yaşta ders okumaya başladı. Talebeliğinde çok zeki, keskin kavrayışlı ve çalışkanlığı ile ayrıcalıklı bir konumu vardı. Öğrencilik yıllarında derslerde konularla ilgili hocasıyla sıkça tartışırdı. Bundan dolayı, hocası zaman zaman onu dersten dışarı çıkarırdı. Ancak meselenin içinden çıkılamayınca tekrar çağırıp görüşlerine başvurmak zorunda kalırdı. Tahsil hayatı boyunca Arapça gramer ilimlerinin yanında fıkıh, tefsir, hadis ve felsefe okumuştur. İcazetini Müslim Efendi'den aldı. Başarısının arkasındaki en önemli unsurun, adeta bitmek tükenmek bilmeyen araştırma ve öğrenme merakının Mustafa Cansız, 1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı’nda seferberliğe katılmış ve askerliğinin büyük bir kısmını Erzurum’da geçirmiştir. Of’un Ruslar tarafından işgali savunmasına katılmıştır. İstiklal Savaşı sırasında Of ve Sürmene Askerlik Şubelerinde çalışmıştır.

1920-1923 yılları arasında Of İlçesi Merkez İlkokulu’nda öğretmen olarak görev yapmıştır. 3 Mart 1924 tarih ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu gereği Of ilçesinde açılan İmam-Hatip Mektebi öğretmenliğine aynı yıl tayin edilmiştir. Ancak hastalanması sebebiyle bu görevine devam edememiş ve ayrılmak zorunda kalmıştır. 1926 yılından 1949 yılına kadar aralıksız Of ilçesini temsil etmek üzere Trabzon İl Genel Meclisi ve müteaddit defalar daimi komisyon üyeliklerinde bulunmuştur. Bu görevi esnasında valilerle sıkı ilişkiler içerisinde olduğu gibi yakın çevresi de Trabzon’un elit tabakası idi. Böyle bir çevre ile diyalog kurup kendisine seçkin bir yer edinebilmesi, geniş din bilgisi ve felsefî kültürü sayesinde Prof. Dr. osman Turan Hoca'nın kendilerini 1940'lı yıllarda Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'ne alma teşebbüslerine sıcak bakmamıştır. 1949 yılında Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki'nin ısrarıyla vaizlik görevine atanmıştır.

1949-1965 yıllarında Trabzon, Gümüşhane ve Rize illeri bölge gezici vaizliği, 1965-1970 yılları arasında da Trabzon (ihtisas) vaizliği görevinde bulunmuştur. Bu görevi esnasında Diyanet İşleri Başkanlığı’nca kendilerine verilen müfettişlik görevini de yürütmüştür. Vaizlik görevinden 1970 yılında emekli olmuştur. Özellikle dinî konularda ilk kaynaklara giderek meseleleri anlayıp yorumlayacak bir alt yapıya sahip olması en önemli özelliğiydi. Mezhep taassubu yoktu. Dinî meselelere geniş açıdan bakabiliyordu. Gerek fikirleri ve gerekse yaşam tarzı itibariyle alışılmışın dışında farklı bir din bilgini olması hasebiyle sevenleri olduğu gibi sevmeyenleri de olmuştur. Hakkında olumsuz propaganda yapanların onunla tartışabilecek ne bilgi birikimi, ne de cesaretleri vardı. Böyle bir âlimi günümüz ve özellikle gelecek kuşakların tanımasını önemsemekteyim. Bu itibarla genişletilmiş 3. baskısı 2013 yılında Heyamola Yayınları'ndan çıkan CANSIZ HOCA adlı eserimize bakmalarını öneririm. Umarım ileride Cansız Hoca'dan yine bahsederiz.

Cansız Hoca 04.11.1975 yılında ahirete göç etti. Kabri Kondu Mahallesi’ne çıkarken çarşıya yakın aile mezarlığındadır. Bu vesile ile kendilerini rahmetle anıyorum. Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Sözlerimize bir kaç mısrası kabir taşında yazılan kendi şiiri ile son verelim.

Alımlı çalımlı gezerdim, şendim,
Uçurumda biter sanmadım yolum.
Kuruntum engindi, duygumu yendim,
Ansızın karşıma dikildi ölüm.

Uzak geçme fani sessizce dinle,
Hasbihal eylesin taşım seninle,
Halimden ibret al, içinden inle.*
Sen gibi oynardım, gülerdim oğlum.

Toprak oldu yığın yığın emeller,
Bir çiçek vermedi diktiğim güller,
Dağıldı varlığım götürdü yeller,
Bozuldu rübabım, kırıldı teller,
Bir telden çalarken duygulu gönlüm.

* 3 mısra mezar taşında yazıldır.
 

Yorumunuz onaylandıktan sonra yayınlanacaktır..
Herhangi bir yorum yapılmadı, ilk yorumlayan siz olun!